Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us



SEVDA

8/8/2009 - Terlemeye Tayvan usulü çözüm

Özel Ahu Hetman Hastanesi'nde gerçekleştirilen ameliyat sonunda, Almanya'dan tedavi için gelen Leyla Kemer'in bütün terleme sorunlarından kurtuldu. Genel Cerrah Ünsal Aybek 2003 yılında Tayvan'a Dr Lin'in yanına giderek altı aylık eğitim alıp bu yöntemi Türkiye'de ilk uygulayan kişi oldu.



Genel Cerrah Ünsal Aybek, 2004 yılında Türkiye'de uygulamaya başladığı ve halen devam ettiği endoskopik yolla sinirleri kesmeden klipsleme yöntemiyle sinirleri sıkıştırarak aşırı terlemeyi önlüyor.

Bu yöntemin son derece güvenilir olduğuna ve bu yöntemle aşırı terleme kesin ve kalıcı olarak tedavi edilmekte olduğuna işaret eden Aybek, “Aşırı terleme hastalığı olan insanlar da fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklar doğar. Günlük aktivitelerini ve iş hayatını olumsuz etkiler. Devamlı terli ayak ve ellerle gezmek, ıslak koltukaltlarıyla dolaşmak insanları çok rahatsız eder. Ama bu hastalığın en önemli etkisi psikolojik olanlardır. Hastalar koltukaltı terinden dolayı bazen birkaç kere elbise değiştirmek zorunda kalıyorlar, kendilerine güvenleri azalıyor, günlük aktivitelerden kaçınırlar. Hastaların elleri sürekli terlediğinden el sıkışmaktan kaçınırlar. Bu durumlardan sürekli endişeli oldukları için depresyona girerler. Yazı yazmak, müzik aleti kullanmak, bilgisayar kullanmak, vb. işleri yaparken başarısız olurlar” diyor.

Genel Cerrah Ünsal Aybek, bu yöntemle bin hastayı iyileştirdiğini belirtirken, Almanya'dan gelen üniversite öğrencisi 30 yaşındaki Leyla Kemer, “Benim terleme sorunum yaklaşık 20 senedir devam ediyor. İnsanlarla elim çok terlediği için tokalaşamıyorum. Bilgisayar veya cep telefonu kullanırken zorluk çekiyorum. Internet'ten Genel Cerrah Ünsal beyin Marmaris'te ameliyat yaptığını öğrendikten sonra telefonla görüşüp ameliyat olmak için Marmaris'e geldim. Almanya'da çok doktora gittim ama orada sinirleri kesiyorlar, tedavinin uzun sürmesi ve başka yan etkilerinin olması yüzünden bu klipsleme yöntemini seçtim. Ancak Almanya'da bu yöntemle ameliyat yapılacak bir hastane bulamadım” dedi.

Daha sonra ameliyata alınan Leyla Kemer yarım saat süren ameliyat sonrasında kendine geldi. Bir gün hastanede yatırılan Kemer, doktorun kontrolü sırasında ameliyat öncesi korktuğunu, ameliyat yapılırken hiçbir şey hatırlamadığını söyleyerek, “Ameliyat sonrası ellerim kuru bu çok güzel bir şey. Senelerdir ıslak ellerle hayatımı sürdürüyordum. Ameliyata girerken korkmuştum ama şimdi hiçbir şey hatırlamıyorum çok mutluyum şeklinde konuştu.

Genel Cerrah Ünsal Aybek'te “Bu yeni yöntemde ameliyatta koltuk altlarından yarım santimlik 2 adet kesikle girilerek endoskopik yöntemle sinirler görülerek aşırı terlemeye yol açan sinirlere klips takılıyor. Sinirleri kesmeden klipsleme yöntemiyle sinirleri sıkıştırarak terlemeyi önlüyoruz ve ameliyattan kısa bir süre sonra elleri kuru oluyor. Ameliyat yarım saat sürüyor” ifadelerini kullandı.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/6/2009 - Kilonuzu parmaklarınızla ölçün

Tansiyonunuz ölçtürdünüz değerleri olumsuz çıktıysa ilk iş olarak kilonuzu ölçtürün..


tansiyon-hastalari
Eğer kan basıncınızın giderek yükseldiğini ya da günün birinde rastgele yaptırdığınız bir ölçümde tansiyonunuzun “hipertansiyon” hudutları içine girdiğini fark ederseniz ilk işiniz tartılmak ve bel çevrenizi ölçmek olsun.

Araştırmalar ideal kilosundan yüzde 10 daha fazlası olanlarda kan basıncının yükselme eğiliminde olduğunu gösteriyor. Özellikle karın-göbek, boyun-gıdık bölgesinden kilo alanlarda bu ihtimal artıyor. Yalnızca tartılmak da yetmiyor. Kilonuz kabul edilebilir sınırlar içinde kalsa bile eğer bel çevreniz kadınsanız 90'ın, erkekseniz 100'ün üzerindeyse hipertansiyona yakalanma şanssızlığınız yükseliyor. Göbek çevresi genişlemesi özellikle uzun boylular için son derece önemli bir ölçü. Çünkü bu kişilerde boy/kilo oranı dikkate alındığında ciddi bir kilo artışı yokmuş gibi hesaplanabiliyor. Ama bel çevresi ölçümü ciddi bir risk düzeyine işaret ediyor.
Kısacası ideal kilonuzun yüzde 10'unun üzerinde bir yağ birikiminiz varsa ve tansiyonunuz yüksek bulunursa hemen tansiyon ilaçlarına başlamak yerine yola kilo vererek çıkmanızda fayda var.
Eğer bu çabanızı tuz kısıtlamasıyla birlikte sürdürebilirseniz başarı şansınız kesinlikle artacaktır. Doktorunuz kan basıncınızı çok yüksek bulmuşsa hemen başlangıçta ilaç kullanmanızı önerebilir, onu dinlemenizde yarar var ama kilo vermeyi ve tuz konusunda dikkatli olmayı asla unutmayın.

KİLO SORUNUNU ÇÖZMEK ZORUNDASINIZ

Sırası gelmişken bir konuyu yeniden hatırlatalım. Kilo sorunu olan, özellikle göbek bölgesinde yağ biriktirenlerde tansiyon yüksekliği sorununu ilaçla, kan şekeri yüksekliğini hapla, koroner kalp hastalığını, kolesterol sorununu, trigliserid fazlalığını karmaşık reçetelerle çözmek ama hastaların kilosunu görmezden gelmek, onları bu konuda uyarmamak ve çözüm için yardımcı olmamak çok eskilerde kaldı. Ben kocaman göbeğiyle ilgilenmeyi boş verip kolesterol, şeker, tansiyon haplarını yutmaya çalışan insanları gördükçe üzülüyorum. İlaçlarınızı tabii yutmaya devam edin ama kilo sorununuzu çözemezseniz problemlerinizi sadece geçici olarak halının altına sürmekten başka bir şey yapmadığınızı aklınızdan çıkarmayın.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/6/2009 - Kenelerden de Hanta virüsü geçiyormuş

Hanta virüsü pirelerle mi yayılıyor?


kene-hanta-virusu-hastaliklar

Çetin, İbn-i Sina Hastanesi Hasan Ali Yücel Konferans Salonu'nda ''Vektörel Hastalıklar ve Türkiye'yi Bekleyen Tehlikeler'' konulu konferans verdi.

Vektörel hastalıkların kene, sivrisinek, pire gibi canlılarla yayılan hastalıklar olduğunu anlatan Çetin, Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) küresel ısınmanın vektörel hastalıkların büyük oranda artmasına sebep olacağını ve insanlığın 1970'den itibaren 39 yeni salgın hastalıkla karşı karşıya kalacağını açıkladığını aktardı.

Küresel ısınmanın nedeninin yoğun insan faaliyetleri olduğuna işaret eden Çetin, 1980'lerden itibaren de geriye dönüş olmadan dünyanın ortalama sıcaklığının giderek arttığını belirtti. Dünya genelindeki 5 derecelik bir sıcaklık artışının doğal yaşam döngüsünde bozulmalara yol açacağını bazı hayvan türlerinin artmasına, bazılarının azalmasına neden olacağını anlatan Çetin, bunun da bazı türlerle insanlara bulaşan sıtma, tüberküloz, brusela, bağırsak gibi kimi hastalıklarda artışa yol açabileceğini savundu.

Çetin, yaz aylarında Türkiye genelinde de sıcaklıklarda artış yaşanacağına işaret ederek, ''Ankara'da bu yaz 50 dereceleri göreceğiz. Bir biyolog olarak bunu söylüyorum'' dedi.

Kenenin tükürüğünde alerji, iltihap, pıhtılaşma önleyici, bağışıklığı baskılayıcı, felç yapıcı ve uyuşturucu etkilerinin bulunduğuna işaret eden Çetin, ''Bir kene 400-200 bin dolayında yumurta yapar. Hem ürerken, hem de kan emerken bu virüsleri doğaya bırakıyor. Hal böyleyken, istediğiniz kadar ilaçlama yapın. Her yıl sayıları katlanıyor. Bu nedenle bu canlıyı tanımadan onunla mücadele edilemez. Bu canlı türüyle işimiz zor'' diye konuştu.


-''HANTA VİRÜSÜ PİRELERLE Mİ YAYILIYOR ARAŞTIRILSIN''-


Prof. Dr. Barbaros Çetin, pirelerin de kan emici parazitlerden olduğunu, Ortaçağda'da sıçanlardaki veba mikrobunun pireler vasıtasıyla insanlara taşındığını gösteren araştırmalar bulunduğunu aktararak, ''Yoksa neden binlerce sıçan insanı ısırsın ki?'' dedi.

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) ile aynı grupta yer alan Hanta virüsünün çıkması üzerine literatür taraması yaptığını aktaran Çetin, literatürdeki yayınların virüsün 2001'e kadar kemiricilerden insanlara geçtiği yönünde olduğunu, ancak 2001'de Marilyn A. Houck, Hong Qin, Heather R. Roberts tarafından yayımlanan bir araştırmada ise hanta virüslerinin yayılmasının kene gibi ete yapışan ve ''gömülen pire'' isimli pireler üzerinden gerçekleştiğinin kanıtlandığını bildirdi. Çetin, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Hanta virüsü bulaşan bir hastanın yakını kemiricilerle hiç temaslarının olmadığını söyledi. O zaman bu başka bir neden olmalıydı. Pireler ve keneler de kemiriciler üzerinde yaşıyorlar. O zaman şu soruyu sordum. Acaba hanta virüsü bu yolla geçebilir mi? Sonunda da da yaylılımını buldum. Bu çalışma dünyada bir ilk. Pireler hanta virüsünü taşıyor. Keneler de taşıyor. Bu çalışma bunu ortaya konmuş.

Bu araştırma, normal yaşamını devam ettiren yani kemiricilerin üzerinde olmayan serbest dolaşan kene örneklerinde de virüsün bulunduğunu tespit etti.''


-''TEHLİKE SOĞUK HAVALARDA''-


Küresel ısınmanın virüslerin yayılmasında etkisinin bulunduğunu kaydeden Çetin, şunları kaydetti:

''Endişem şu ki, önümüzdeki soğuk aylar virüsün aktif olduğu dönemler olacak ve bu olayla karşı karşıya gelebiliriz. O nedenle hanta virüsünün Türkiye'de ilk görüldüğü yer olarak ifade edilen Zonguldak ve Bartın gibi yörelerdeki pirelerin araştırılması gerekiyor. Bu virüsün taranması gerekiyor. Pirelerde hanta var mı yok mu araştırılmalı. Korkum hanta virüsünün hem dünyada hem de Türkiye'de bu pireler üzerinden yayılması. Korkum, virüsün pirelerde mutasyona uğrayarak insandan insana geçmesi, asıl tehlike burada. ''

Geçen yıl Çanakkale'de bir köyde çok sayıda pirenin insanlara yapıştığını, iki hafta önce de Bartın'da çok sayıda kene görüldüğüne dair haberler çıktığını dile getiren Çetin, ''Hanta da orada çıktı biliyorsunuz. Meslektaşlarımdan duyduğuma göre Bartın'ı yalnız keneler değil, pireler de basmış. O nedenle mutlaka bu pireler araştırılmalı'' dedi.

Prof. Dr. Barbaros Çetin, vektörel hastalıklarla ilgili alınacak önlemleri şöyle sıraladı:

''Doğa ile insanlar arasında köprü sağlayan biyologlar bu süreçte mutlaka istihdam edilmeli,

Türkiye'nin eko sistemini talan eden aşırı ve bilinçsiz ilaçlama derhal durdurulmalı

Kanatlı hayvan üretimi yeniden teşvik edilmeli,

2004'te 5177 sayılı yasa ile 3213 sayılı Maden Kanununda yapılan değişiklik derhal kaldırılmalı,

Kurban bayramlarında büyük kentlere getirilen hayvanlara dikkat edilmeli,

Yaban hayatı avcılığı yeniden değerlendirilmeli ve bir kaç yıl yasaklanmalı,

Anız yakma kesinlikle engellenmelidir.''
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/6/2009 - Ağız kokusuyla vedalaşın

Ağız kokusuyla vedalaşmak istiyosanız etkili 10 adım yerine getirin..


agiz-kokusuyla-vedalasin

Sosyal hayatı ve ilişkileri olumsuz etkileyen ağız kokusundan bazı önlemler ile kurtulmanız mümkün. İşte etkili 10 adım...


Dişlerinizi ve diş etlerinizi koruyun

Diş çürükleri, diş eti iltihapları ağız kokusunun önemli nedenlerindendir. Ağız içi herhangi bir enfeksiyon bakteri üremesini artıracağı için daima ağız kokusuna neden olur. Bu yüzden diş hekimlerinin önerilerine kulak asmalısınız.

Ağzınızda var olan protez ve köprüleri kontrol ettirin

Ağız içinde var olan eskimiş köprü ve protezler zamanla gıda birikmesine yol açacağından kötü kokulara yol açabilir. Bu durumda yenilenmesi gerekenleri değiştirmeli, eksik olan dişlerin yerleri için gerekli tedavileri yaptırmalısınız.

Sakız çiğneyin

Tükürük, ağız kokusu ile savaşın en güçlü yoludur. İçinde yemek parçacıklarını yerinden söküp mideye gönderecek güçlü enzimler, güçlü bakteri öldürücü antibiyotikler vardır. Bu nedenle şeker gibi bazı hastalıklarda, pek çok ilacın yan etkisi olarak ortaya çıkan kuru ağızlar daima kötü kokuludur. Gece boyunca tükürük salgısının azalması ve yemek parçacıklarının diş aralarında kalması sabahları ağız kokusunun oluşmasına neden olur. Şekersiz sakızlar tükürük salgısını arttırarak, ağız temizliğine yardımcı olur. Nane şekerleri ve şekerli sakızlar ise çoğu zaman sanılanın aksine durumu kurtarmak yerine kötüleştirmeyi başarırlar. Ancak içinde xylitol içeren sakızlar ağız kokusunu önleyebilir.

Tarçın kullanın

İçeceklerinizde ve uygun yiyeceklerinizde tarçın kullanabilirsiniz. Tarçın ağız içi bakterilerle mücadelede önemli bir silahtır. Tarçınlı şekersiz sakızlar durum için kurtarıcı bir öneri olabilir.

Daha fazla su için

Özellikle yaşla artan vücut kuruması pek çok yönden dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Çok su içmek bir çok yararının yanı sıra dilin kurumasını da önler ve ağız kokusu ile mücadelede önemli bir silah haline gelir. Su ağız içindeki bakterinin minimumda tutulması için direkt yardımcıdır.

Asla burnunuz tıkalı uyumayın

Sinizüt gibi havayolu rahatsızlıkları ve burun tıkanmasına neden olan diğer durumlar, geceleri ağız yolu ile nefes alınmasına neden olur. Bu durum ağız ve boğazı kurutarak bakteri oluşumu için uygun bir ortam sağlar. Azalan tükürük salgısı durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirir. Bu nedenle kesinlikle burnunuz tıkalı uyumamalısınız.

Basit şeker tüketimini azaltın

Beyaz un, beyaz şeker, glikoz, fruktoz şurubu ile tatlandırılmış tüm hazır gıdalar, ağız içi bakterileri için inanılmaz bir hazinedir. Bu tür şekerleri çok kolay kullanarak hızla çoğalırlar. Basit şekerler diş çürümelerine neden olur ve ağız sağlığını hızla bozarlar.

Lokmaları iyice çiğneyin

Bu sayede yiyeceklerle tükürük salgısı iyice karışır ve ağızda yemek parçası kalma olasılığı düşer. Daha çok çiğneme hareketi bakterilerin bulundukları yerlerden koparak mideye gitmelerini sağlar.

Diş ipi kullanın

Diş ipi sayesinde fırçanın çıkaramadığı yerlerdeki bakteri ve yemek artıklarını sökebilirsiniz. Özellikle diş gövdeleri arasındaki dar bölgelerde biriken yemek artıkları hızlı bir bakteri çoğalmasına neden olur.



Sigara içmeyin

Sigarara içmek ağız kuruluğuna neden olduğundan kötü kokulara yol açar. Ayrıca bir diğer ağız kokusu nedeni olan diş eti hastalıklarına da zemin hazırlar.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/6/2009 - Yaz hastalıklarına karşı önlem alın


cocuklarinizi-yaz-hastaliklarindan-koruyun
Uzmanlar, yaz mevsiminde sıcakların artmasıyla birlikte çocukları tehdit eden; besin zehirlenmeleri, böcek ısırmaları, yaz ishalleri, isilikler ve güneş yanıklarına karşı önlemler alınması için uyarıda bulunuyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nilgün Gökyayla, yaz mevsiminin gelmesi ile artış gösteren hastalıklara karşı önlem alarak, çocukların korunması gerektiğini belirtti.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nilgün Gökyayla, çocukları tehdit eden hastalıkları şu şekilde açıklıyor; 'Çocuk Doktoru olarak yazın en sık rastladığım şikâyetler yaz ishalleri, besin zehirlenmeleri, böcek ısırma ve sokmaları, sıcak çarpması, güneş yanıkları ve isiliklerdir. Bu rahatsızlıkların oluşmaması için çok basit önlemler alınması gerekir.'

Bu mevsimde çocuklarda en sık görülen rahatsızlığın yaz ishalleri olduğunu belirten Uzm. Dr. Nilgün Gökyayla, ülkemizde bu hastalığa yol açan nedenlerin başında enfeksiyonların geldiğini, ishalle birlikte kusma, karın ağrısı ve ateşin oluştuğunu ifade ediyor.

Yaz ishallerinin oluşumunu, korunma şeklini ve tedavisini ise Uzm. Dr. Nilgün Gökyayla şöyle anlatıyor: 'Yaz ishalleri dışkı, pis su, yıkanmamış yiyecekler ve havuz sularından bulaşır. Hijyen kurallarına dikkat edilmesi, özellikle yiyeceklerin iyice yıkanması ve temiz su içilmesi ile bağırsaklar mikroplardan korunur. İshalli çocuğun beslenmesinde, pirinç unu, nişasta, patates gibi kompleks karbonhidrat içeren posalı yumuşak püreler kullanılmalıdır. Yoğurt bağırsak enzimlerine yardımcı olduğu için mutlaka ishal diyetinde yer almalıdır'

Besin zehirlenmelerinin yine sık rastlanan yaz hastalıklarından olduğunu söyleyen Dr. Gökyayla, sıcakta yiyeceklerin çabuk bozulduğunu ve bu nedenle besinlerin pişirilse dahi buzdolabında saklanması gerektiğini ifade ediyor. Süt ve süt ürünlerinin de güvenli merkezlerden son kullanma tarihine bakılarak alınması gerektiğini önemle vurguluyor.

Böcek ısırma ve sokmalarının büyük bir kısmında ağrı, kızarıklık ve şişme gibi reaksiyonlar görüldüğünü belirten Dr. Nilgün Gökyayla, bu reaksiyonlara karşı soğuk kompres ve ağrı kesici uygulanmasının yeterli olacağını söylüyor. Uzman Dr. Nilgün Gökyayla; 'Sıtma gibi reaksiyonlarda hemen bir sağlık merkezine başvurulmalıdır. Önlem olarak böceksavar losyonlar ve bantlar kullanılabilir. Bebeklerde, sadece cibinlik ile önlem alınmalıdır'

Sıcak çarpmasının aşırı derecede sıcağa maruz kalma sonucu oluştuğunu ve kramp, halsizlik, baygınlık gibi reaksiyonları olduğunu açıklayan Uzm. Dr. Nilgün Gökyayla; 'Yapılacak ilk müdahale çocuğun üzerindeki giysileri çıkartmak ve vücudunun soğutulmasını sağlamaktır. Çocuk hemen bir sağlık merkezine götürülmelidir. Çocukları sıcak çarpmasından korumak için bol su tüketilmeli ve özellikle güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde güneşten korumalı ve üzerlerinde açık renk giysilerle gezdirmeliyiz'

Uzm. Dr. Nilgün Gökyayla; 'Birinci derece yanıklarda deri kızarık hafif şiş ve ağrılı olur. Tedavide yanan bölgeye soğuk kompres yapılmalı, nemlendirici ve ağrı kesiciler kullanılmalıdır. İçi su dolu kesecikler şeklindeki yanıklar ikinci derece yanıklar olup tedavi olarak soğuk su uygulanmalı ve hemen bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Yazın güneş yanıklarından korunmak için en az 40 faktörlü koruyucu kremler güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmelidir'

Yazın birçok çocukta rastlanan ve bir cilt hastalığı olan isiliğin ter bezlerinin tıkanması sonucu oluştuğunu ifade eden Uzm. Dr. Nilgün Gökyayla, bu rahatsızlığın oluşmaması için ise çocuklara ince pamuklu giysiler giydirilmesini ve sık sık banyo yaptırılmasını öneriyor.
<_script /><_script />
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı






<- :: Sonraki Sayfa ->


Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Son yazılarım


SU İÇEREK ZAYIFLAYALIM
YEMEKLERDEKİ PÜF NOKTALARI
KARPUZUN SIRRI
BOTOKS ARTIK MEMEYE DE KULLANILIYOR
ŞARAP CİNSEL ARZUYU ARTIRIYOR
Sivilce tedavisinde doğal çözüm
Bakireyken de gebe kalınabilir
Terlemeye Tayvan usulü çözüm
Zayıflama tabletlerine dikkat
Çekici bir kadın olmak zor değil!!!
Erkekleri anlamak için rehber!
2009 NİŞAN ELBİSELERİ
İĞNE OYASINDAN HAVLU KENARI MODELLERİ
Kilonuzu parmaklarınızla ölçün
Seksin beyin üzerindeki etkisi

DEVAMI İÇİN ARŞİVE BAKINIZ

Kategoriler











Arkadaşlarım

    didoli82
    siirkervani
    yasaminkiyisindan
    birsugibi01
    sevgidenyana
    tiritci
    yasamdansayfalar
    rengin78
    askdoktoru79
    hercai77
    sanaldostlarmekani
    cennetturkiyeturu
    dunyasehirleri
    wehappy



BLOG DESİNG BY REDBUTTERFLY





Blogcu ile yapıldı Sayfa Düzeni:BLOG68